MyStoryMyStory
Acil Koca Aranıyor

Acil Koca Aranıyor

Romantik Dram

310 okunma30 bölüm · ~6 saat🌹 Romantik

Bir baba nasıl bulunur?

Feraye hayatını kızına adamış genç bir kadındır. Ancak bir sabah, karşısına çıkan ve devamı gelen "birbirinden nev-i şahsına münhasır" erkeklerle hayatı bir absürt komediye dönüşür. Feraye’nin ruhu bile duymazken, kızı Duru çoktan ipleri eline almıştır. Babasının o doğmadan öldüğü gerçeğiyle büyüyen Duru, annesine ideal bir koca, kendisine ise karizmatik bir baba bulmak için annesi adına bir arkadaşlık uygulamasına hesap açar. Sırlar, beyaz yalanlar ve ekranın arkasındaki gizli el... Feraye, karşısına çıkan bu garip adamların tesadüf olmadığını anladığında işler iyice karışacaktır. Aile bağları, kuşak çatışması ve teknolojinin kalbinde yeşeren komik, bir o kadar da sıcak bir büyüme hikâyesi.

KomediRomantikTehlikeSıcakAileBabaÇocukAnne

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 30 bölüm

1. Bölüm

1

“Uyan artık!” Annesinin seslenmesiyle gözleri üçüncü defa açıldı. Artık uyanması gerekiyordu. Yataktan kalktığında bir gözü kapalı odasından çıkıp banyoya girdi. Pijamasını indirip klozete oturduğunda annesi pat diye banyoya girip üzerindeki kanlı kıyafetleri çıkarıp çamaşır makinesine tepti.

‘’Anne çişimi yapıyorum niye dalıyorsun içeriye?’’

‘’Sus bakayım iki yıl altındaki bezini değiştim sonraki iki yıl geceleri çişli yatağını yıkadım, on yaşına kadar banyoya bensiz girmedin.’’ Kızının yanaklarını tutup sulu sulu öptü. ‘’Kahvaltın hazır ben yatıyorum çok uykum var.’’ Banyodan çıkıp gitti.

Duru annesinin ardından iç çekerek sifona basıp pantolonunu üzerine çekti. Elini, yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladı. Kızıl saçlarının dalgasını saç düzleştiricisiyle güzelce düzleştirdi ama açık saç yasak olduğu için at kuyruğu yapmak zorunda kaldı.

Odasına döndüğünde bir pantolonuna baktı bir eteğine… Eteğini giymeye karar verdi. Siyah ince külotlu çorabını giyip eteğini üzerine geçirdi. Belini iki kez kıvırıp boyunu kısalttı. Gömleğinin belini dışarıda bıraktı, üst düğmesini açtı. Okulunun isminin yazılı olduğu ipli fular rozeti takıp ucunu serbest bıraktı.

Mutfağa geçtiğinde hazırlanmış kahvaltıya baktı. Nöbetten geldiği için dışarıdan aldığı börek ve meyve suyu vardı. Vakti çok yoktu hızlıca yiyip karnını doyurdu. Çantasını omzuna atıp ayakkabılarını giyip koşarak okul servisine yetişti.

‘’Günaydın.’’ dediğinde Fidan’ın yanına oturdu.

‘’Günaydın.’’ Fidan gözlerini kapatıp başını arkadaşının omzuna yatırdı. ‘’Gece sabaha kadar dizi izledim çok uykum var.’’

‘’Ders çalış desek çalışmazsın.’’ Duru gülerek cep telefonunun ön kamerasını açtı. Dudaklarını büzerek omzunda uyuyan arkadaşıyla fotoğrafını çekip sosyal medya hesabına yükledi. Fotoğrafın altına, ‘Dersler sabah yerine gece olsaydı daha uyanık olurduk aşkolar!’ yazdı.

Okul servisi okulun önünde durduğunda hepsi gülmelerinin yükseldiği cümbüşle arabadan inip büyük bahçeye girdiler.

‘’Günaydın bebeğim.’’ Karan, kolunu Duru’nun omzuna attığında bahçedeki öğretmenin sesi yükseldi.

‘’Burası okul ona göre davranın.’’

Karan kolunu geri çekerken Duru gülüyordu ki bu defa öğretmenin lafı ona geldi.

‘’Etek bellerinin kıvrımları açılsın yoksa derse giremez yok yazılırsınız.’’

‘’Bir gün lise bitecek ve rahat edeceğiz.’’ Fidan da Duru gibi eteğinin belini katlamıştı gelen uyarıyla açmaya başladı.

‘’İnşaallah be aşko.’’ Duru gülerek eteğinin belinin kıvrımını açtı.

Sınıfa girdiklerinde çok geçmeden öğretmenleri geldi. Matematik dersini işlemeye başladıklarında defterleri rakamlarla dolmuştu.

Duru kaleminin önüne düşen katlı kağıtla arkasına dönüp iki sıra geride oturan Karan’a bakınca gülümsedi. Kağıdı açıp yazana baktı.

‘’I love yu baby!’

‘’Salak yu değil you diye yazacaktın!’’ diyerek fısıldadı kendi kendine.

‘’Derse odaklanın!’’ diyen öğretmeni ile kağıdı gömleğinin cebine sıkıştırdı. Henüz on altı yaşlarındaydılar. Hayatlarının en güzel zamanlarındaydılar ama kendilerine sorsan dünyanın bütün dertleri omzumuzda derlerdi.

Sabahın dersleri geçip gittiğinde öğle yemeği için okulun yemekhanesinde bir araya geldiler. Gülerek yemeklerini yerken öğretmenlerinin dedikodularını yapıp, yaklaşan sınavlar için dert yandılar.

‘’Akşam annemle babamın nikahı var sende gel.’’ dedi Karan.

‘’Annenle baban zaten evli değil mi?’’ diye sordu Duru.

‘’Beş yılda bir evlilik yıldönümlerinde nikah tazeliyorlar. Bizde öyle olalım.’’

‘’Lisedeyiz sonra üniversite okuyacağız iş bulacağız, kariyer yapacağız. Belki o zamana kadar ayrılıp başkalarını severiz.’’ Duru’nun sözleriyle Karan kalbini tutup ‘Ah!’ diye bir ses çıkardı.

‘’Öldürdün beni.’’ Ellerini kalbinden geri çekti. ‘’Biz sevdik mi mezara kadar severiz kızım!’’

Karan’ın sözleriyle arkadaşları ‘Oooo’ diye tezahürat yapmaya başlamıştı. Arkadaşlarının gazına gelen Karan oturduğu sandalyeye basıp ayağa kalktı. ‘’Sevdik mi?’’ diye bağırınca arkadaşları bir ağızdan, ‘’Ölüme kadar!’’ diye bağırdı.

‘’Öldük mü?’’ diye bağırdığında bu defa tek sesli koro bozulmuş yarısı, ‘’Cennete kadar.’ diye bağırırken diğer yarısı ‘’Cehenneme kadar.’’ diye bağırmıştı.

‘’Hay sizinle yola çıkanın.’’ Karan çıktığı sandalyeden geri inip tekrar oturdu.

Duru olanlara kahkahayla gülüyordu. ‘’Siz işi bilmiyorsunuz bak şimdi!’’ diyerek ayağa kalktı. ‘’Kızlar seversek!’’

Bu defa bağıran kızlar oldu. ‘’Ölene kadar.’’

‘’Nefret edersek?’’

‘’Öldürene kadar!’’ Devamında elleri havada ‘Oooo’ diye tezahürat çektiler.

‘’Yok artık anlaştınız mı önceden?’’ diye sordu Karan.

‘’Anlaşmaya gerek yok. Bir kız ya sever uğruna ölür ya da nefret eder öldürür tabi öldürür dediysem katil değiliz hayallerimizde öldürüp kalbimizin mezarlığına gömeriz.’’

Karan başını Duru’nun omzuna kedi gibi sürttü. ‘’Göm beni kalbine bir ömür yaşayayım orada.’’

‘’Yemeğini ye!’’ Duru omzundaki başı gülerek itti.

Okulun bitiş saati çaldığında gitmek için geldiklerinden daha hevesliydiler. Okul servisine bindiklerinde Fidan telefonuna bakıp sitem etti. ‘’Aşko bunu niye paylaştın ağzım azıcık açık kalmış. Söyleseydin tatlı bir uyuma numarası yapardım.’’

‘’Doğal oldu daha güzel aşko.’’ dedi Duru.

Okul servisi evinin önünde durduğunda Karan arkasından, ‘’Akşam gel!’’ diye bağırıyordu.

Eve girdiğinde annesi yeni uyanmıştı kahvaltı yapıyordu. Yanına gidip sarılarak yanaklarından öptü. Babası kendisi doğmadan ölünce annesi hem babası olmuştu hem annesi. Biraz dramatikti hikayeleri. Annesi lise mezunu bir hemşireydi. Lise bitiminde üniversite kazanmıştı ve okurken babasına aşık olmuş üzerine bir de kendisine hamile kalmıştı.

Evlenmek istemişlerdi ama babası trafik kazası geçirip ölünce annesi hamile haliyle bir başına kalmıştı. Kendi ailesi evlilik dışı bir hamileliği kabul etmeyip evlatlıktan reddetmişti, babasının ailesi zaten yoktu. Annesi de kendisini doğurup büyütebilmek için üniversite okumayı bırakıp özel bir hastanede çalışmaya başlamıştı.

Bazen üniversiteyi bitiremediği için pişman olup olmadığını sorardı annesine, annesi de olmadığını doğumunun kendisine uğur getirdiğini o sene sınavı kazanıp atamasının olduğunu söylerdi. Üniversiteyi bitirince de hemşireliğe devam edecektim böyle de hemşirelik yapıyorum değişen bir şey yok derdi ama değişen çok şey vardı. Yirmi bir yaşında tek başına hem çalışıp hem çocuk büyütmek zordu. Annesinin nöbetçi olduğu günlerde bakıcıyla kaldığı geceleri hatırlıyordu. Kendisi annesinin geri gelmeyeceğinden korkardı. Annesi ise bakıcının kötü davranıp davranmadığından.

Eh artık on altı yaşına gelmişti geceleri evde tek kalabiliyordu ama annesinin o endişeleri hiç bitmemişti. Nöbette olduğu geceler bulduğu her fırsatta arardı ve yemek yiyip yemediğini, korkup korkmadığını, hasta olup olmadığını tekrar tekrar sorardı.

‘’Günaydın Feraye’m.’’

‘’Sana da iyi akşamlar Duru’m.’’ dedi annesi. ‘’Okul nasıldı?’’

‘’Zeki kızın her zamanki gibi anlatılan her şeyi anladı.’’ Duru gülerek annesinin karşısına oturup kahvaltısına ortak oldu. ‘’Akşam için Karan’ın evine gidebilir miyim? Annesi ile babası nikah tazeliyorlarmış beni de davet etti.’’

‘’Ödevler?’’

‘’Gidene kadar hepsini yaparım.’’ Duru başını yana eğip masum masum annesinin yüzüne baktı.

‘’Tamam ama döneceğin zaman ben gelip alacağım gece vakti tek başına dönemezsin.’’

‘’Olur.’’ Annesinin yanağından öpüp koşarak odasına gitti. Arkasından söylenenleri duyuyordu.

‘’Karan meselesini ayrıca konuşacağız küçük hanım. Bu aralar o çocuktan çok bahsetmeye başladın!’’

‘’Seviyorum seni annem.’’ diyerek kapıyı kapattı.

Doğrudan çalışma masasının başına oturup yapabildiği en hızlı şekilde ödevlerini yaptı.

Okul üniformasını çıkarıp boyu diz üstünde olan eteğiyle bluzunu giydi. Kızıl saçlarını bağlayan tokayı çıkarıp bağ izlerinden kurtulmak için bir kez daha düzleştiriciyle düzleştirdi. Çalışma masasına tekrar oturup makyaj malzemelerini çıkardı.

Annesi abartılı makyaj yapmasına izin vermiyordu, yaşına göre giyinip süslen diye sürekli söyleniyordu. Eh annesini pek dinlemediği olmazdı bu yüzden makyajını en sade şekilde yapıyordu. Göz kalemini ve maskarasını kullandı, dudaklarına da ruj değil renksiz parlatıcı sürdü. Parfümünü sıktığında boş kulağına minik kurdele şeklindeki küpelerini taktı.

Bir an oje sürmeyi düşündü ama tırnakları kısa olduğu için vazgeçti. Yaz tatiline az kalmıştı o zaman uzatıp sürerdi. Masanın başından kalkmadan küçük çerçevedeki resme baktı. Annesi ve babası yan yana çekilmişti. Yüzlerinde içten bir gülümseme vardı. Kendisi de bu fotoğraftaydı ama annesi henüz senin karnımda olduğunu ben de bilmiyordum demişti. Bir hücre olsa da babasıyla aynı karede olduğu tek fotoğraftı.

“Canım babam.” diyerek fotoğrafı öptü. “Sana anlattığım Karan’ın anne ve babası tekrar nikah kıyacaklarmış keşke sende hayatta olsaydın da annemle böyle tekrar tekrar nikah kıysandın.”

Fotoğraf çerçevesini yerine bırakıp küçük sırt çantasına cüzdanını ve telefonunu koyup odasından çıktı.

“Annem gidiyorum.” diye seslendi. “Bittiğinde haber ver almaya geleceğim. Evin adresini ve Karan’ın telefon numarasını da şimdi mesajla yaz.”

“Tamam.” Duru Karan’ın telefon numarasıyla beraber evinin adresini annesine mesaj yazarak gönderdi.

Evden çıktığında otobüs durağına ilerledi. Bineceği otobüs geldiğinde şansına boş koltuk vardı. Yol boyu kulaklığını takıp müzik dinledi.

İneceği durak geldiğinde Karan’ın oturduğu apartmana doğru yürürken gördüğü çiçekçiye girip saksıdaki çiçeklerden birini aldı. Eli boş gitmek istememişti.

Evin önüne geldiğinde zile basıp bekledi. Kapıyı Karan açtı. Üzerindeki çizgili takım elbise yaşına göre yaşlıydı. “Bebeğim.” diyerek saksıdaki çiçeğe uzandı. “Benim için mi? Hiç gerek yoktu.”

“Şapşal, annenle babana aldım sana niye çiçek alayım sen bana al.”

Arkadan gelen Karan’ın ablası Gonca kardeşinin başına şaplak attı. “Gerizekalı sana kızlara nasıl davranacağını öğretemedim mi?”

“Kızın yanında ne yapıyorsun abla ya!” diye sitem etti Karan.

“Alsana arkadaşını içeri kapıda ağaç ettin birazdan çiçeklerini büyütecek.” diyen Ceyhun ağabeyiydi.

“Bazen senin gibi tek çocuk olmak istiyorum.” Karan eliyle evin içini gösterdi. “Gelsene.”

Duru ayakkabılarını çıkarıp eve girdi. Yüzünde tatlı gülümsemesi vardı. Tek çocuk olmak mı daha güzeldi yoksa üç çocuk olmak mı bilmiyordu ama annesinin sevgisinin tamamını almak paha biçilemezdi.

Salona girdiklerinde Karan’ın annesiyle babasını gördü. Babası damatlık gibi takım elbise giymişti annesiyse beyaz bir elbise.

“Hoşgeldin Duru’cuğum.” dedi annesi.

“Hoşbulduk Efendim.” Duru elindeki saksılı çiçeği uzattı. “Yıldönümünüz kutlu olsun.”

“Çok tatlısın canım. Teşekkür ederim.” Jülide Hanım saksıyı alıp kocasına gösterdi. “Ne kadar güzel değil mi hayatım?”

“Hiçbir çiçek senden daha güzel olamaz yol arkadaşım.” Ömür Bey, karısının dudağından öperken Gonca hem kardeşi Karan’ın hem de Duru’nun gözlerini kapattı.

“Hey çocukların önünde davranışlarınıza dikkat edin. Nasıl anne babasınız siz?”

Karan ile Duru kıkır gülüyordu. Konuşmalarının üzerine nikah memuru gelmişti ve şahitlik yapacak iki arkadaşları. Başka konuk yoktu. Az kişiydiler ama aralarındaki bağ yüz kişilik konuk listesine göre bile kalabalıktı.

Altıncı kez nikahları kıyılan çift ilk defa evleniyor gibi heyecanlıydılar. Duru bu heyecanı gördükçe kalbinde hiç varlığını hissetmediği bir yokluğun özlemiyle yanmaya başlamıştı. Babası hayatta olsaydı, annesini bu kadar çok sevseydi, aşklarıyla gözlerinin içi gülseydi…. İstekleri çoktu ama hiçbir isteği babasını mezarından kaldırmayacaktı.

Nikah bittiğinde alkışlayan kardeşlere eşlik etti. Getirilen pasta kesildiğinde Karan büyük bir dilimden tabağa alıp yemesi için vermişti. Yanına da kola dolu bardağı getirdi.

“Dersler nasıl bakayım?” diyen Jülide Hanım ile Karan isyan etti.

“Anne az önce evlendin tek derdin bizim derslerimiz mi?”

“Ne yapayım bebeğim ilk defa bir çocuğum zeki oldu fen lisesini kazandı gururlanmak istiyorum.”

Jülide Hanım’ın sözleri bu defa diğer çocuklarına isyan ettirdi.

“Üniversitede öğretmenlik okuyorum ya daha ne yapayım?” dedi Gonca.

“Benim kendi mimarlık ofisimi açmam dışında bence bir sorunumuz yok.” diyen Ceyhun gülüyordu.

Gonca, ağabeyine cevap verdi. “Bu ayrımcılık hep normal liseden mezun olduğumuz için. Karan’ı zamanında ders çalıştırmasak tek başına bir baltaya sap olur muydu acaba?”

“Zekam olmasaydı sizin çalıştırdığınız dersleri anlamazdım. Ailenin en zeki çocuğu benim kabul edin.” Karan’ın sözleri Duru'yu güldürdü.

Ömür Bey, Duru’ya doğru konuştu. “En zeki çocuğum Karan, ailede bir tek o zeki, ondan zeki çocuğum yok.”

“Yürü be baba!” Karan göğsünü kabarttı.

Duru gülerek, “Ailemin de en zeki çocuğu benim çünkü tek çocukları benim.” dedi.

Gece güzel geçmişti. Eve gitme zamanı geldiğinde annesini arayacakken Ceyhun ağabeyi engel oldu. “Yorma anneni arabayla bırakırım.”

Karşı çıkmadı annesi gelse otobüsle gelecekti sonra yine otobüsle döneceklerdi. Arabaya bindiğinde Karan’da yanındaydı.

“Bu komik takımı neden giydin?” diye sordu dayanamayıp.

“Babamın annemi istemeye giderken giydiği takım o yüzden eski model. Üzerime biraz da büyük oluyor ama babam giymemi isteyince karşı çıkmadım.”

“Biraz komik görünüyor.” Duru güldüğünde Karan’da gülmesine eşlik etti.

“Farkındayım. Aramızda kalsın okuldan kimseye anlatmak yok.”

Duru ağzına fermuar çekti. “Aramızda!” Evin önünde durduklarında, “Teşekkür ederim. İyi geceler.” diyerek arabadan indi.

“İyi geceler.” dedi Ceyhun.

“Görüşürüz.” Karan el sallayınca Duru da el sallayıp apartmana girdi.

Eve girdiğinde annesi karşısında belirdi. “Bu saatte tek mi geldin? Aramanı bekliyordum kızım!”

“Korkma anne tek gelmedim ağabeyi anneni bir daha yorma dedi arabasıyla bıraktı.”

“Korkarım anneyim ben. Karan’ı bir kez gördüm ailesini tanımıyorum ama seni üzmemek için tanımadığım insanların evine gitmene izin verdim.”

“İzin verdin çünkü kızının yanlış arkadaşlıklar kurmayacağını biliyorsun.” Annesinin yanağından öptü. “Seviyorum seni annem, uykum var kahvaltıda görüşürüz.”

Odasına girdiğinde üzerini değişip yatağına yattı. Telefondan gece çekildikleri fotoğraflara baktı. En çok dikkatini çeken şey Jülide Hanım'ın yüzündeki o gülümsemeydi. Annesinin hiç böyle güldüğünü görmemişti. Gülerdi ama bu şekilde gülmezdi. Özellikle babasıyla ilgili bir soru sorduğunda suskunlaşır, içine kapanırdı. “Neden başka kimseyi sevmedin ki?” diye kendi kendine konuştu. “Bugün bile çok güzel bir kadınsın. Hâlâ otuz yedi yaşındasın, gençsin. Kadınların bir çoğu kırk yaşında evlenip anne oluyor sen kendini yalnızlığa mahkum ettin. Yüzün böyle gülse ben de mutlu olurdum.”

Aklına gelenle Fidan’a mesaj attı. ‘Uyudun mu aşko?’

‘Yok aşko ödevler bu saate kaldı.’

Duru bir saniye kadar düşünüp telefonun tuşlarına dokundu.

‘Bana gizli bir iş için yardım eder misin? ’ ‘Off bayılırım ne yapacağız? Kim kimi seviyor? Kimin arasını yapacağız?’

‘Anneme koca bulacağız!’ yazıp gönderdi.

Kararını vermişti annesine onu mutlu edecek bir koca bulacaktı.

Bölümler

Okur Yorumları

Alanur Taşdan

8 Ağustos 2026

1

eline saglık💜💜

Alanur Taşdan

8 Ağustos 2026

1

💘💘💘

Alanur Taşdan

8 Ağustos 2026

1

eline saglık🧡🧡

Alanur Taşdan

8 Ağustos 2026

1

❤️‍🩹❤️‍🩹❤️‍🩹

Alanur Taşdan

8 Ağustos 2026

1

eline saglık💚💚

Alanur Taşdan

8 Ağustos 2026

1

💘💘💘