Bölüm 4 / 50
Son Gece
Saskia, vagonun kapısında beliren iki silahlı adamı gördüğü anda Adrien'in kolunu yakaladı. Adamların üzerinde kendi kurumunun üniformaları vardı. Birkaç saat öncesine kadar aynı tarafta olduklarına inanacağı bu insanların şimdi kendisini öldürmek için gönderildiğini bilmek, içini buz gibi bir öfkeyle dolduruyordu. Ancak düşünmeye zamanı yoktu. Önlerindeki adam silahını kaldırdığında Adrien onu kendisine çekti. İlk kurşun arkalarındaki ahşap panele saplandı. Saskia karşılık verirken ikisi de yan koridora sığındı. Trenin sert hareketi dengelerini bozuyor, camların ardından geçen ışıklar karanlık vagonu aralıklarla aydınlatıyordu.
“Arka servis kapısı!” diye bağırdı Saskia. Adrien tereddüt etmeden peşinden koştu. İkinci adam önlerini kesmeye çalıştığında Saskia onu silahını bırakmaya zorladı. Birkaç saniye sonra koridordaki yangın alarmı çalmaya başladı. Tren hızla yavaşlıyordu. Saskia dar servis bölümüne ulaştığında Adrien'in gömleğinin kolundaki kanı fark etti. “Vuruldun!” Adam başını iki yana salladı. “Sıyrık. Durma!” Genç kadın onu bırakmak istemiyordu ama peşlerindeki ayak sesleri yaklaşıyordu. Tren bir bakım hattında durduğu anda açık servis çıkışından perona indiler ve yağmurun altında karanlığa doğru koşmaya başladılar.
Yaklaşık kırk dakika sonra Fransa'nın doğusundaki küçük bir kasabaya ulaştılar. Saskia'nın yıllar önceki bir görevinden bildiği, kullanılmayan bir demiryolu misafirhanesi vardı. Anahtarın saklandığı yeri hatırlaması ikisinin de şansı olmuştu. Binaya girdiklerinde sabahın ilk saatleri yaklaşıyordu. Dışarıda yağmur şiddetlenmiş, soğuk rüzgâr eski pencereleri sarsmaya başlamıştı. İçeride küçük bir oturma odası, mutfak ve üst katta tek yataklı bir oda bulunuyordu. Saskia kapıyı kilitledikten sonra silahını masaya bıraktı. Adrien'in kolundaki yarayı görünce hiç konuşmadan ilk yardım çantasını aramaya başladı.
Adam kanepenin kenarına oturdu. Siyah gömleğinin kolunu çıkarırken yüzünü buruşturdu. Saskia yanına diz çöktü, yarayı temizlemeye başladı. Kurşun yalnızca kolunu sıyırmıştı fakat kanayan çizik oldukça derindi. Parmakları tenine değdiğinde Adrien istemsizce gerildi. “Canını mı acıttım?” diye sordu genç kadın. Adam gözlerini ona dikti. “Senin bana yaptığın en acı verici şey bu değil.” Saskia ne demek istediğini anladı ama cevap vermedi. Yarayı sardıktan sonra ayağa kalkmak istediğinde Adrien elini tuttu. “Saskia, bana bak.”
Genç kadın gözlerini kaldırdı. Adamın yüzü yorgundu, saçları yağmurdan dağılmıştı. Buna rağmen hâlâ onu ilk gördüğü andaki kadar güçlü biçimde etkiliyordu. “Senden nefret etmem gerekiyor,” diye fısıldadı. Adrien'in parmakları elinin üzerinde hafifçe hareket etti. “Belki de ediyorsun.” Saskia acı bir gülümsemeyle başını salladı. “O zaman neden sana bir şey olmasından bu kadar korktum?” Adam cevap vermedi. Elini yavaşça dudaklarına götürüp parmaklarının üzerine hafif bir öpücük bıraktı. Bu küçük hareket, genç kadının bütün savunmasını altüst etmeye yetmişti.
“Bana böyle dokunma, Adrien.”
“İstemiyor musun?”
Saskia cevap vermeden önce uzun uzun yüzüne baktı. “Sorun da bu. Fazlasıyla istiyorum.”
Aralarındaki sessizlik bir anda değişti. Adrien oturduğu yerden doğrulduğunda Saskia geri çekilmedi. Adam elini yanağına koydu, başparmağıyla yüzünü okşadı. Genç kadın gözlerini kapattı. Gün boyunca yaşadıkları korku, ihanet ve öfke hâlâ içindeydi ama onun dokunuşunda kendisini inkâr edemediği bir yakınlık buluyordu. Adrien yüzünü biraz eğdi. Dudakları neredeyse birleşecekken durdu. “Emin misin?” diye fısıldadı. Saskia bu kez düşünmedi. Ellerini adamın yüzüne götürdü ve onu kendisine çekti.
Öpücükleri ilk andan itibaren özlem doluydu. Birbirlerini yalnızca birkaç saattir tanıyorlardı fakat sanki çok uzun zamandır bastırdıkları bir arzuya teslim olmuşlardı. Saskia, Adrien'in ensesine uzanan parmaklarını saçlarının arasına geçirdi. Adam sağlam koluyla belini sardığında ona biraz daha yaklaştı. Dudakları ayrıldığında ikisi de soluk soluğaydı. Adrien alnını onunkine yasladı. “Seni bir kez öpersem durabileceğimi sanmıştım.” Saskia hafifçe gülümsedi. “Ben de seni bir kez öptükten sonra unutabileceğimi.”
Genç kadın bu kez onun elini tutup ayağa kalktı. Merdivenlere yöneldiğinde Adrien yerinden kıpırdamadı. Saskia arkasına dönüp baktı. “Geliyor musun?” Adamın bakışları derinleşti. “Yukarı çıkarsam...” Saskia sözünü kesti. “Bu gece görevli değilim, Adrien. Sana ne istediğimi söyleyen bir kadınım.” Sonra birkaç basamak daha çıkıp durdu. “Ve şu anda seni yanımda istiyorum.”
Üst kattaki odanın penceresinden yağmurun sesi geliyordu. Yatağın yanında eski bir abajur yanıyor, solgun ışığı duvarlara vuruyordu. Saskia kapıyı kapattığında Adrien arkasında durmuş onu izliyordu. Genç kadın yavaşça ona döndü. Bir süre hiç konuşmadılar. Ardından Saskia yaklaşıp iki elini göğsüne koydu. Gömleğinin düğmelerine uzandığında adam elini nazikçe durdurdu. “Yaramı unutma.” Genç kadın gülümseyip bandajlı koluna baktı. “Merak etme. Bu gece dikkatli olacağım.”
Adrien'in gülüşü, odadaki bütün gerginliği bir anlığına dağıttı. Saskia onu yeniden öptüğünde adamın sağlam eli beline yerleşti. Birbirlerine sarılarak yatağın kenarına kadar ilerlediler. Arada ayrılıp yüzlerine bakıyor, ardından yeniden yakınlaşıyorlardı. Saskia gömleğinin yakasını araladığında Adrien boynuna hafif bir öpücük bıraktı. Genç kadın başını geriye eğdi, ardından elleriyle yüzünü kendisine çevirdi. “Gözlerime bak.” Adrien baktı. “Bu gece bana yalan söyleme.” Adamın yüzündeki gülümseme kayboldu. “Sana bu gece tek bir söz verebilirim. Burada olmamın nedeni sensin. Başka hiçbir şey değil.”
Saskia ona inanmak istedi. Belki de inanmayı seçti. Çünkü adamın gözlerinde gördüğü arzu, kendi içinde hissettiklerinden farklı değildi. Parmakları birbirine dolandığında yatağa birlikte uzandılar. Öpücükleri yavaşladı, daha uzun ve daha şefkatli bir hâl aldı. Genç kadın ilk kez sürekli tetikte olmak zorunda olmadığını hissetti. Adrien acele etmiyor, her yakınlaşmada onun isteğini gözetiyordu. Saskia ise artık geri çekilmek yerine sevdiği her dokunuşa karşılık veriyordu.
O gece ilk kez gerçekten seviştiler. Aralarındaki tutku yalnızca birbirlerini arzulamalarından değil, bütün tehlikelere rağmen yan yana olmayı seçmelerinden doğuyordu. Dışarıda yağmur camlara vururken birbirlerine sarılarak uzun süre konuştular, yeniden öpüştüler, sonra bir kez daha yakınlaştılar. Gece boyunca ne kadar zaman geçtiğini fark etmediler. Gün doğmaya yaklaşırken Saskia başını Adrien'in göğsüne yaslamış, parmaklarını onun eline dolamıştı.
“Pişman olacak mısın?” diye sordu Adrien.
Saskia başını kaldırdı. “Belki.” Sonra yanağına küçük bir öpücük bıraktı. “Ama şu anda değil.”
Adam onu kendisine biraz daha çekti. “İlk kez bir kadının yanından sabah olmadan ayrılmak istemiyorum.” Saskia kaşlarını kaldırdı. “Bu iltifat mıydı?” Adrien güldü. “Oldukça kötü bir iltifat olduğunu kabul ediyorum.” Genç kadın da gülümsedi. “Beni etkilemek istiyorsan daha iyisini bulmalısın.” Adam saçlarının arasına bir öpücük bıraktı. “Seni etkilemeye çalışmayı bırakalı saatler oldu. Artık sadece yanında kalmak istiyorum.”
Saskia cevap vermedi. Başını yeniden göğsüne yasladı. Onun düzenli kalp atışlarını dinlerken gözleri ağırlaşmaya başlamıştı. Fakat uykuya dalmadan hemen önce, Adrien'in kendisini biraz daha sıkı sardığını hissetti. Sanki gözlerini kapatırsa onu kaybedeceğinden korkuyordu.
Sabahın ilk ışıkları odaya dolduğunda Saskia yalnız uyandı. Yanındaki yastık hâlâ sıcaktı. Üzerine Adrien'in gömleğini geçirip aşağı indiğinde mutfaktan kahve kokusu geliyordu. Adam pencerenin önünde durmuş telefonla konuşuyordu. Sesini alçaltmıştı ama genç kadın son cümlesini açıkça duydu.
“Hayır, ona henüz söylemedim.”
Saskia merdivenin son basamağında durdu.
Adrien karşısındaki kişiyi dinledi, ardından gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Biliyorum. Ama dün gece birlikte olduk. Artık onu bu işin içine daha fazla çekemem.”
Genç kadının kalbi hızlandı.
Tam kendisini gösterecekken Adrien'in söylediği son söz onu olduğu yere çiviledi.
“Maren, kızına gerçeği sen söyleyeceksin. Çünkü Saskia senin öldüğünü sanıyor. Ve ben onu senin için kandırmaya devam etmeyeceğim.”
Saskia'nın elindeki kahve fincanı yere düştü.
Adrien arkasını döndüğünde genç kadının yüzündeki ifadeyi gördü.
“Annem...” Saskia'nın sesi titriyordu. “Sen benim annemle mi konuşuyorsun?”
Adam telefonu yavaşça indirdi.
Ve Saskia hayatında ilk kez ondan bir cevap duymaktan gerçekten korktu.