Bölüm 2 / 12
2. BÖLÜM: Küller ve Hesaplaşma
Talaş, reçine ve yıllanmış ahşap kokan otantik atölyenin içinde sadece ince bir keskinin ahşap üzerindeki sürtünme sesi yankılanıyordu. Korhan Usta tezgahın başında, gözlüğünü burnunun ucuna düşürmüş halde hırslı ve ustaca dokunuşlarla ahşabı oymaktaydı. Eski ahşap kapının gıcırtısı atölyenin sessizliğini böldü. Demir valiziyle içeri bir adım atar ama ilerlemedi. Kapının eşiğinde durdu. Yıllardır uzağında kaldığı o talaş kokusunu ciğerlerine çekti. Gözleri tezgâhtaki babasına kaydı. Korhan Usta elindeki keskiyi bir an için durdurdu. Oğlunun varlığını hissetmişti ama arkasını hemen dönmedi. Ağır ağır doğrulttu belini. Keskiyi tezgahın kenarına bıraktı. Derin bir nefes alıp arkasını döndüğünde, kapıda duran oğlunu gördü. İki adam uzun süre tek kelime etmeden, sessizce birbirini süzer. Yılların ayrılığı, sitemi ve ağırlığı o dilsiz bakışmanın içinde asılı kaldı. — 8 yıl... Bir selamı bile esirgediğin o gurbet bitti mi Demir? dedi Korhan Usta gözlüğünü çıkarıp elinde tutarak, alçak ama tok bir sesle. Demir valizini yavaşça kapının dibine bıraktı. Gözlerini babasından ayırmadan, adımlarını ağır ağır atarak tezgâha yaklaştı: — Bitti baba... Kaçmakla hiçbir şeyin değişmediğini anladığım gün bitti. Korhan Usta tezgâha dayanarak oğlunun sertleşmiş yüzüne baktı: — Dönmekle de her şey düzelmiyor ama... Söyle bakalım, ne getirdin buraya? Yüreğinde öfke mi var, yoksa adalet mi? Bu kasaba fazla yükü kaldırmaz artık. Demir babasının tezgâhtaki nasırlı ellerine baktı; ses tonu buz gibi ve kararlıydı: — Öfkem de benimle geldi, adaletim de. Hakkımız olan ne varsa onu almaya geldim baba. Fazlasında gözüm yok. Taş Konak'ın ihtişamlı ama soğuk atmosferinde Fatih salondaki deri koltukta sinirle volta atmaktaydı. Yengesi Gülseren Yenge gümüş tepsideki ıhlamurunu sakince yudumluyordu. Fatih bardağı masaya vurarak patladı: — Sabah obadaki o oysuz gruptan bir çadır bile sökülmedi Yenge! Kasabanın girişini işgal etmiş sefiller, bana kafa tutuyorlar! Gülseren Yenge sakin ve iğneleyici bir tonla karşılık verdi: — Sana kaç kere söyledim Fatih... Kaba kuvvetle, bağırmakla adam yönetilmez. Amcan bu konağı da arazileri de kurarken bileğiyle değil, aklıyla kurdu. Sen gidip nehir kenarındaki garibanla iddialaşıyorsun. Fatih yengesine yaklaşarak hırsla konuştu: — Bana akıl verme Yenge! Çarşı da, oba da amcamın mirası sayılır! O Kemerli Dükkân'ı da alacağım ellerinden, o borcu ödeyemeyecekler! Fatih arkasını dönüp salondan çıkarken Gülseren Yenge arkasından baktı ve kısık bir sesle kendi kendine fısıldadı: — Ah Fatih... Amcan sandığın adamın sana neleri miras bıraktığını bir bilsen, o gururlandığın konaktan içeri adım bile atamazsın... Güneş taş binaların arkasından batmaya yüz tutmuştu. Sokağa turuncu ve gölgeli bir ışık çökerken Bahar tezgahtaki şişelerini toplamak üzereydi. Sokağın başında Fatih'in cipi belirdi. Fatih'in cipi Kemerli Dükkân'ın önünde sert bir frenle durdu. Fatih arabadan inip tezgaha doğru yürüdü, hırsla ayağıyla portakal kasasına vurdu. Portakallar sokağa yuvarlandı. — Babanın borç süresi bitti Bahar! Ya o parayı masaya koyarsın ya da dükkânın tapusunu devredersin, uzatmıyorum artık! Bahar tezgahın arkasından tek bir adım bile geri atmadan çıktı. Fatih'in tam karşısına dikildi, gözlerinin içine baka baka konuştu: — Bana bak Fatih! Babamın hastalığından faydalanıp imzalattığın o senedi de al, dükkânımdan defol git! Sana verecek tek bir portakal çekirdeğim bile yok benim! Fatih'in sinirden gözü döndü, Bahar'ın üzerine bir adım atıp bağırdı: — Sen kime kafa tutuyorsun lan?! O parayı da vereceksin, o dükkânı da! Sokağın hemen karşısındaki Ahşap Atölyesi'nin kapısındaki Demir, kollarını kavuşturmuş, buz gibi ve mesafeli bakışlarla bu tartışmayı izliyordu. Arada sokak vardır. Demir müdahale etmez, Bahar da kimseden medet ummadan Fatih'in gözlerinin içine bakmaya devam eder. Bahar parmağını Fatih'e doğrultarak, buz gibi bir sesle konuştu: — Bu dükkândan şimdi çıkmazsan, o yuvarladığın portakal kasasını kafanda parçalarım Fatih! Defol! Fatih etraftaki kalabalığa ve Bahar'ın bu tavizsiz duruşuna baktı. Gözü karşıda duran Korhan Usta'nın oğlu Demir'e kaydı; ikisi arasında sözsüz, gerilimli bir bakışma yaşandı. Fatih hırsla dişlerini sıkarak geri adım attı: — Yarın icra memurlarıyla geldiğimde de böyle bağırabilecek misin bakalım! Fatih arabasına bindi, gaza basıp hırsla uzaklaştı. Bahar dökülen portakalları toplarken karşıda duran Demir'e baktı. Aralarında sert bir mesafe vardır. Demir tek kelime etmeden atölyenin karanlığına çekildi. Sokağın başında duran lüks siyah arabanın içindeki Miran ise camı hafifçe indirmiş, alaycı bir tebessümle dükkânı izlemektedir…