MyStoryBölüm 5 / 12

Bölüm 5 / 12

5.BÖLÜM

​Sabahın ilk ışıkları Kemerli Dükkân'ın ahşap kepenklerinden içeri süzülürken, Tahir Usta tezgahın arkasındaki sandalyede oturmuş, elindeki portakal rendesini yavaşça oynatıyordu. Bahar dükkânın kapısını açtı, elindeki süpürgeyle içeri girdi. Tahir Usta kızına bakarak alçak sesle söze başladı: — Bahar... Avukat sabah yine uğradı. Senedin tamamen kapandığını, borcun düştüğünü söyledi. Kızım... Sen nereden buldun o kadar parayı? Kimin kapısına gittin? ​Bahar süpürgeyi yere dayadı, babasının yanına çöktü: — Ben kimsenin kapısına gitmedim baba. Kimseye de el açmadım. ​Tahir Usta'nın kaşları çatıldı: — Ee, nasıl kapandı peki bu senet? Miran gibi bir adam durduk yere vazgeçmez bu alacaktan. ​Bahar gözlerini dükkânın kapısından dışarı, sokağın karşısındaki Ahşap Atölyesi'ne kaydırdı. Demir tezgahın başında, sırtı dönük çalışmaktaydı: — Ben de onu araştırıyorum baba... Ama öğreneceğim. ​Çarşı kalabalıktı. Deli Şükrü, elinde eski bir tahta parçasıyla sokak ortasında kendi kendine dönerek maniler söylemekteydi. Esnaf alışkın olduğu için işine bakarerken, Doktor Kemal çantası elinde yürürken durup Şükrü'yü izledi. Deli Şükrü mani söyler gibi bağırarak döndü: — Taş Konak'ın kapısı demir, içi kömür! Bir bebek gitti gece, kaldı bir ömür! Hak yiyen, hakla beslenen... Yangın çıkar, kül kalır, geriye sadece ah kalır! ​Deli Şükrü birden durdu, gözleri caddeden geçen Fatih'in cipine takıldı. Yüzündeki gülümseme dondu, korkuyla gerileyip duvara sindi. Doktor Kemal Şükrü'nün yanına yaklaşarak cebinden çıkardığı mendille Şükrü'nün elindeki çamuru sildi: — Şükrü Amca... Nereye bakıyorsun öyle? Bir şey mi oldu? ​Deli Şükrü Kemal'in gözlerinin içine baktı, sesi fısıltıya dönüştü: — Konak'ın karanlık odası Doktor... Yalan söylediler Doktor, yalan! ​Şükrü aniden Kemal'in elini itip bağıra bağıra sokağın aşağısına doğru koştu. Kemal kaşlarını çatarak arkasından baktı. ​Muhtar masasında evrakları mühürlemekteydi. Kapı açıldı, Sibel içeri girdi. Elindeki imar evraklarını masaya bıraktığında Muhtar başını kaldırdı, yüzü sertleşti. Muhtar soğuk ve mesafeli bir sesle sordu: — Yine ne evrakı bu Sibel? Miran Bey çarşıyı rahat bırakmayacak mı? ​Sibel masaya yaklaştı, gözlerini Muhtar'ın gözlerine dikti: — Miran Bey işini yapıyor Muhtar Bey. Ama siz... Siz bu kasabada herkesin babası, herkesin koruyucusu gibi davranmaya devam ediyorsunuz. ​Muhtar sıkıntıyla öksürdü, sesini alçalttı: — Düzgün konuş benimle Sibel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. ​Sibel eğilip Muhtar'ın masasına iki elini koydu: — Sizinle nasıl konuşacağımı ben çok iyi biliyorum... Bu kasaba sizi çok namuslu, çok lekesiz bir adam sanıyor ya, işte o beni çok güldürüyor. ​Sibel arkasını dönüp çıktığında Muhtar alnındaki teri sildi, elleri titremekteydi. ​Bahar dükkânın önündeki boş portakal kasalarını üst üste koymaya çalışmaktaydı. Kasalardan biri ağır geldi, tam dengesini kaybedip düşecekken arkadan iki güçlü el kasayı tuttu; gelen Demir'di. Demir kasayı sakince Bahar'ın elinden alıp kenara koydu. İkisi bir an çok yakın durunca Bahar gerilerek bir adım geri çekildi. Bahar kaşlarını çatarak konuştu: — Bırak ben hallederim. Yardım istemedim. ​Demir elleri cebinde, buz gibi bir edayla yanıtladı: — Devrilecekti. ​Bahar iyice yaklaşarak gözlerinin içine dik dik baktı: — Sahi mi? Kasa devrilmesin diye mi tutuyorsun... Yoksa başka bir şeyin üzerini mi kapatıyorsun Demir? ​Demir'in yüzünde tek bir mimik bile oynamadı: — Ne diyorsun Bahar? ​Bahar'ın sesi sertleşti: — O parayı... Miran'a o nakit parayı sen verdin değil mi? Babamın borcunu sen mi kapattın? ​Demir gözlerini hiç kaçırmadan, soğuk bir sesle karşılık verdi: — Benim kendi dertlerim başımdan aşkın Bahar. Kimsenin borcuyla uğraşacak halim yok. ​Demir arkasını dönüp atölyesine doğru yürürken, Bahar arkasından çatık kaşlarla bakakaldı...

Uygulamada reklamsız oku