MyStoryBölüm 4 / 25

Bölüm 4 / 25

Yakılan Fotoğraf

Demir'in sözleri arşivin soğuk duvarlarında asılı kalmıştı.

Fotoğrafı elinden aldım.

“Öyleyse bu elimizdeki ne?”

Cevap vermedi. Fotoğrafın kenarlarını inceledi, sonra arkasını çevirdi. Yüzündeki ifade giderek sertleşiyordu.

“Biri benim geçmişime ait şeyleri yeniden ortaya çıkarıyor.”

“Belki de sizin sakladığınız şeyleri.”

Bana baktı ama itiraz etmedi.

Bu sessizlik, ilk kez doğru soruyu sorduğumu düşündürdü.

“Sekiz yıl önce ne oldu?” diye sordum.

Demir dosyayı kapattı.

“O gece bir kadın kayboldu.”

“Fotoğraftaki kadın mı?”

“Bilmiyorum.”

“Peki iki kişi giriş yapıp bir kişi çıktıysa?”

Demir'in çenesi gerildi.

“Bu kayıt doğru olmayabilir.”

“İmza sizin.”

“İmzamın olması, kaydı benim yazdığım anlamına gelmez.”

Dosyayı yeniden açtım. Sayfanın altındaki mürekkep diğer yazılardan daha koyuydu. İmzanın yanında küçük bir düzeltme işareti vardı. İlk bakışta fark edilmiyordu.

“Biri bu kaydı sonradan değiştirmiş.”

Demir eğilip baktı.

Bir süre sonra başını kaldırdı.

“Bunu kimseye söylemeyin.”

“Bana gerçeği anlatmıyorsunuz, sonra da susmamı istiyorsunuz.”

“Çünkü burada yalnız değiliz.”

Sözünü bitirir bitirmez üst kattan bir kapının kapandığını duyduk.

Demir ışığı kapattı.

Karanlıkta nefesimi tuttum. Merdivenlerden ağır adımlar geliyordu. Birisi aşağı iniyor, sonra durup bekliyordu.

Demir kolumdan tutarak beni rafların arasına çekti. Yakınlığımızdan rahatsız olduğumu söyleyecektim ama o anda karanlığın içinden bir ses yükseldi.

“Dosyayı buldular mı?”

Başka biri cevap verdi.

“Henüz değil.”

“Öyleyse acele et. Kız gerçeği öğrenmeden önce kayıtları ortadan kaldırmalıyız.”

Ayak sesleri uzaklaştı.

Demir ışığı yeniden açtı. Yüzü öfkeyle gerilmişti.

“Artık buradan gitmelisiniz.”

“Hayır.”

“Lalin…”

“Beni öldü gösteren bir kayıt var. Fotoğrafım sekiz yıl önce yakılmış. Şimdi de birileri bu kayıtları yok etmeye çalışıyor. Bütün bunların ortasında ben varım ve siz hâlâ bana hiçbir şey anlatmıyorsunuz.”

Demir gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Size anlatacağım. Ama önce bu dosyanın kim tarafından değiştirildiğini bulmalıyız.”

Kutuyu yeniden masaya koydu. Belgeleri tek tek incelemeye başladık. Bir süre sonra dosyanın arka kapağına sıkıştırılmış ince bir kâğıt fark ettim.

Üzerinde yalnızca bir isim vardı.

Nermin Yalçın.

Resepsiyondaki kadın.

Kâğıdın altında bir tarih ve kısa bir not bulunuyordu:

18 Ekim — Tanık ifadesi alınmadı.

Demir kâğıdı elimden çekti.

“Bunu nereden buldunuz?”

“Dosyanın içindeydi.”

“Bunu görmemiş olmanız gerekiyordu.”

“Artık bunu söylemeyi bırakın.”

Kâğıdı geri aldım.

“Yarın Nermin Hanım'la konuşacağım.”

Demir karşı çıkmadı. Yalnızca yüzüme baktı.

“Konuşabilirsiniz,” dedi. “Ama size ne anlatırsa anlatsın, her söylediğine inanmayın.”

“Peki size inanabilir miyim?”

Bu soruya cevap vermedi.

Arşivden çıktığımda sabah olmak üzereydi. Odama gitmeden önce resepsiyona uğradım. Nermin Hanım masasında değildi. Yerine bırakılmış küçük bir not vardı.

Notu açtım.

Bugün işe gelmeyeceğim. Bir süre beni aramayın.

Altında imzası bulunmuyordu.

Tam notu cebime koyacakken resepsiyonun telefonu çaldı. Etrafta kimse olmadığı için açtım.

Karşıdan bir kadın sesi geldi.

“Lalin Hanım?”

“Evet, kimsiniz?”

“Beni dinleyin. Nermin Hanım'ı aramayın. Onun size anlatacağı şey, gerçeğin tamamı değil.”

“Peki siz kimsiniz?”

Kadın birkaç saniye sustu.

Sonra fısıldadı:

“Sekiz yıl önce o otelden çıkan kişi benim.”

Telefon kapandı.

Elimdeki ahizeye bakakaldım.

Çünkü o ses…

Koridorda bana “Şimdi sıra sende,” diyen kadının sesiydi.

Uygulamada reklamsız oku