MyStoryBölüm 5 / 25

Bölüm 5 / 25

Sekiz Yıl Önce Çıkan Kadın

“Sekiz yıl önce o otelden çıkan kişi benim.”

Telefonun diğer ucundaki ses, koridorda duyduğum sesin aynısıydı.

Bir an cevap veremedim. Kadın hâlâ hattaydı. Sanki konuşmamı değil, ne kadar korktuğumu anlamaya çalışıyordu.

“Adınız ne?” diye sordum.

“İsmimi öğrenmek istiyorsan önce sana anlatacaklarımı dinle.”

“Beni tanıyorsunuz. Hakkımda bir şeyler biliyorsunuz. Öyleyse neden saklanıyorsunuz?”

“Çünkü sekiz yıl önce de birileri doğru soruları sormaya başladı. Sonra bir kadın öldü, bir başkası ortadan kayboldu. Geriye de gerçeğe benzemeyen kayıtlar kaldı.”

Parmaklarım telefonun kenarına sıkıca kapandı.

“Ölen kadın kimdi?”

Kadın sustu.

“Bilmiyor musunuz?”

“Biliyorum. Ama bunu telefonda söylemeyeceğim.”

“Peki, nerede buluşacağız?”

“Buluşmayacağız. Henüz değil.”

“Benden ne istiyorsunuz?”

“Arşivdeki siyah dosyayı bulduğunu biliyorum. Demir'in adının yazılı olduğu dosyayı…”

Demir'in adını duyunca içimde bir şey gerildi.

“Onu da mı tanıyorsunuz?”

“Demir'i tanımayan kimse kalmadı sanıyordum.”

“Bu ne demek?”

“Lalin, beni iyi dinle. Nermin Yalçın'ı bulmaya çalışma. Onun sustuğunu sanıyorsun ama Nermin sekiz yıl önce de konuşmadı. Üstelik o gece gördüklerini anlatmamasının bir nedeni vardı.”

“Belki de korkuyordu.”

“Belki. Ama korktuğu kişi Demir değildi.”

Tam bir şey daha soracaktım ki hat kesildi.

Telefonu kulağımdan indirdim. Ekranda arayan numara görünmüyordu. Sanki bu konuşma hiç yaşanmamıştı.

Koridora çıktım. Otel henüz uyanmamıştı. Resepsiyonun üzerindeki saat 07.12'yi gösteriyordu. Gece boyunca zihnimde dönüp duran iki cümle vardı:

Bir kişi çıktı.

Sekiz yıl önce o otelden çıkan kişi benim.

Kayıtların çelişkili olmasının bir nedeni olmalıydı. Birileri, o gece otelde kaç kişinin bulunduğunu gizlemeye çalışmıştı. Peki neden?

Ve neden bütün bunların ortasında benim adım vardı?

Nermin'in odası personel koridorunun sonundaydı.

Kapısına iki kez vurdum. Cevap gelmedi.

Tekrar vurdum.

“Nermin Hanım? Ben Lalin.”

Yine sessizlik.

Kapı kolunu çevirdiğimde kapının kilitli olmadığını fark ettim. İçeri girmeden önce duraksadım. Başkasının odasına izinsiz girmek istemiyordum. Ama telefon konuşmasından sonra Nermin'in gerçekten nerede olduğunu bilmem gerekiyordu.

Oda düzenliydi. Yatak toplanmış, perdeler açılmış, komodinin üzerindeki bardak yıkanmıştı. Birkaç günlük yokluğa hazırlanan birinin odasına benzemiyordu. Daha çok, birinin aceleyle ayrılmadan önce her şeyi yerli yerine koyduğu bir odaydı.

Dolabın kapağı aralıktı. İçeride birkaç kıyafet asılıydı. Bavulu yoktu.

Komodinin üzerinde küçük, kahverengi bir defter duruyordu.

Elimi uzattım ama dokunmadan önce durdum. Belki de aradığım cevaplar oradaydı. Belki de bir başkasının özel hayatını karıştırıyordum.

Tam odadan çıkacakken defterin arasından bir kâğıt kayıp yere düştü.

Eğilip aldım.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:

“17 Ekim gecesi iki kişi geldi. Ertesi sabah yalnızca biri hatırlanıyordu.”

Altında tarih yoktu. İmza da yoktu.

Kâğıdı çevirdim. Arka yüzünde, aceleyle yazılmış başka bir not vardı:

“Lalin'e anlatma. Henüz hatırlamıyor.”

Nefesim kesildi.

Henüz hatırlamıyor.

Bu cümle, benim geçmişimde bilmediğim bir şey bulunduğunu söylüyordu. Ama neyi hatırlamam gerekiyordu? Otele gelişimi mi? Ölen kadını mı? Yoksa sekiz yıl önce yaşandığı söylenen o geceyi mi?

Kâğıdı defterin arasına geri koydum. Odadan çıkmak üzereyken komodinin altındaki küçük çekmece dikkatimi çekti.

Çekmece kilitliydi.

Üzerinde eski, gümüş renkli bir anahtar deliği vardı. Anahtarını aramak üzere doğrulduğum sırada kapının önünden bir ayak sesi duydum.

Ardından Demir'in sesi geldi.

“Lalin?”

Hızla kapıya döndüm.

Demir eşikte duruyordu. Önce yüzüme, sonra elimde tuttuğum deftere baktı.

“Burada ne yapıyorsun?”

“Nermin Hanım'ı arıyordum.”

“Onun odasında mı?”

“Kapı açıktı.”

Demir'in bakışları değişti. Odaya girdi ve kapıyı arkasından kapattı.

“Burada bulduğun hiçbir şeyi okuma.”

“Biraz geç kaldın.”

Defteri kaldırdım.

“Bana anlatmadığın şeylerin listesi uzuyor, Demir. Sekiz yıl önce ne oldu?”

Çenesi gerildi.

“Bu sorunun cevabını bilmek istediğinden emin misin?”

“Artık emin olmadığım tek şey, sana güvenip güvenemeyeceğim.”

Bir süre yüzüme baktı. Sonra gözlerini deftere indirdi.

“Bunu nerede buldun?”

“Önce sen cevap ver.”

Demir derin bir nefes aldı. İlk kez, ne söyleyeceğini gerçekten bilmediğini düşündüm.

“Sekiz yıl önce bu otelde bir kadın kaybolmadı, Lalin,” dedi sonunda. “Bir kadının kaybolduğu söylenmesi gerekiyordu.”

“Aradaki fark ne?”

“Kaybolan birini ararsın. Kaybolduğu söylenen birini ise kimse aramaz.”

İçimde soğuk bir ürperti dolaştı.

“Ölen kadınla ilgili mi?”

Demir cevap vermedi.

“Benimle ilgili mi?”

Bu kez gözlerini kaçırdı.

Tam o sırada elimdeki defterin arasından başka bir kâğıt düştü. Demir eğilmemi beklemeden kâğıdı yerden aldı.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Kâğıtta eski bir otel kayıt formunun fotokopisi vardı. Tarih 17 Ekim'di. İki isim yan yana yazılmıştı.

İlk isim okunabiliyordu:

Demir Arslan.

İkinci ismin üzeri siyah mürekkeple çizilmişti.

Ama altındaki imza hâlâ görünüyordu.

İmzanın sonundaki harfleri tanıdım.

Lalin Aras.

Demir kâğıdı buruşturmadı. Saklamaya da çalışmadı. Yalnızca elinde tuttu ve bana baktı.

“Bu imza benim değil,” dedim.

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden benim adım burada?”

Demir'in cevabı, odadaki bütün sesleri susturdu.

“Çünkü sekiz yıl önce bu otele geldiğinde, adın Lalin Aras değildi.”

Uygulamada reklamsız oku