Bölüm 2 / 8
İLK ADIM
Yıllar, içimdeki o kırgın çocukla birlikte akıp gitmişti. Ahmet’in o gün kurduğu her cümlesi, ruhuma atılmış en ağır düğümdü. Aynaya her baktığımda kendimi çirkin ve hep herkesten yetersiz hissettim. Bu takıntı beni insanlardan uzaklaştırırken tek bir şeye yakınlaştırdı derslerime. Gece gündüz çalıştım ve nihayet o beyaz önlüğü gururla sırtıma geçirdim ben artık bir doktordum.
İlk zorunlu hizmet atamam kaderin benimle yine bir oyun oynadığını anladım. Tayinim Erzurum’da bir askeri karakola çıkmıştı.
İstanbul’daki evimizde annemle babamın karşısında otururken havada bir gerilim vardı. Babam emekli bir tıp profesörü, annem ise şehrin en güçlü avukatlarından biriydi. "Zerda," dedi annem, ellerimi tutarak. "Erzurum çok soğuk, şartları çok zor bir yer. İstersen araya birilerini sokup tayinini bu taraflara, daha rahat bir hastaneye aldırabiliriz." Başımı hızla iki yana salladım. "Asla anne. Kabul etmiyorum. Devletim beni nereye uygun gördüyse, görevim neredeyse oraya gideceğim. Erzurum'sa Erzurum..."
Gitmeden önceki son gün en yakın arkadaşım Ayşe ile kafede otururken içimi kemiren o hafif tedirginliği onunla paylaştım. "Seni çok özleyeceğim Zerda," dedi Ayşe iç çekerek. "Ama Erzurum aslında çok güzel bir şehirmiş. Yazları tarihi yerleriyle, doğasıyla harika olurmuş. Kışın ise bembeyaz bir kar örtüsüyle kaplanırmış." "Öyle diyorlar," dedim, kahve bardağını çevirirken. "Ama şartları çok zormuş. Bir de... Karakol olması beni biraz tedirgin ediyor. Bunca yıl sonra yine o kadar erkeğin, askerlerin içine girmek... Bilmiyorum." İçimdeki eski travmanın hayaleti yine omuzlarıma çökmüştü. Ayşe elimi sıktı "Bu kutsal bir görev Zerda, sen güçlü bir kadınsın." "biliyorum umarım her şey çok güzel olur" dedim ona aynı şekilde karşılık verdim.
.... Bir ay sonra, Erzurum’un o kendine has serin havasını içime çekerek tayin olduğum karakolun devasa demir kapısının önünde duruyordum. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Üzerimde beyaz bol kesim kot pantolonum, içinde şık body/gömleğim, belimde kahverengi kemerim ve üzerimde ceketim vardı, başımda ise özenle bağladığım tesettürüm duruyordu. Ayaklarımdaki beyaz spor ayakkabılarla karakol bahçesine ilk adımımı attım.
buraya bir ay öncesinden anne ve babamla gelip tüm tayin işlerimi, evraklarımı ve kalacağım yeri ayarlamıştık. karakolda çalışacağım için askeri lojmanlardan birinde kalacağım. ve bugün ilk iş günüm. birkaç adım ilerlemiştim ki "Durun! Kimsiniz? Giriş yasak!" dedi nöbetçi kulübesindeki asker.
Heyecandan titreyen ellerimle çantamdan resmi görev evrakımı çıkartıp bekçiye uzattım. Evraka bakan askerin yüzündeki sert ifade bir anda yerini derin bir saygıya bıraktı. Esas duruşa geçip, "Buyurun doktor hanım, sağlık ocağı binası düz ileride," diyerek yolu açtı. Sağlık birimine doğru yürürken bahçedeki, koridordaki bütün askerlerin bakışlarının üzerimde toplandığını hissettim. Askeriyede sivil bir kadının, hele ki genç bir kadın doktorun görünmesi alışıldık bir durum değildi. Şaşkın ve meraklı gözler beni takip ediyordu. İçeri girdiğim an, kendimi bir anda yine o eski cüce gibi hissettim. Aslında ne çok uzundum ne de çok kısa 1.65 boyunda, ince belli, ela gözlü ve upuzun kirpikleri olan, aynaların bana söylediğine göre oldukça güzel bir kadındım.
Ama o karakol havası, psikolojik duvarlarımı yine devreye sokmuştu.
Revir binasına yaklaşıp kapıyı araladım ve içeri adım attım. Gözlerim anında yeni çalışma alanımı taramaya başladı. Burası küçük ama oldukça derli toplu, askeri düzene uygun bir revirdi. Kapıdan içeri girdiği anda, sağ tarafta kapının hemen arkasında kalan küçük bir tuvalet dikkatimi çekti. Girişin hemen karşısında ve orta alanda ise hastaları muayene etmek veya yatırmak için yapılmış, etrafları beyaz perdelerle çevrilmiş iki adet sedye duruyordu.
Perdelerin hemen yanında acil durumlar için tertemiz dizilmiş malzeme dolabı yer alıyordu. Odada biraz daha ilerlediğimde, köşedeki büyük pencerenin hemen önünde hemşire ve doktorlar için hazırlanmış ortak çalışma masası ve sandalyeleri görünüyordu. Odanın diğer yan tarafında ise personelin mola verip soluklanması için düşünülmüş ufak bir dinlenme alanı vardı .
revirin içini inceledikten sonra adımlarımı dinlenme alanına doğru çevirdim. İçeriye girdiğimde, masanın etrafında toplanmış olan yeni ekip arkadaşlarımla ilk gerçek karşılaşmamız gerçekleşti. "merhaba ben yeni doktor Zerda Aksoy" dedim hafif utangaç bir sesle.
gösterdiği yere oturunca masanın diğer tarafında duran orta yaşlı adam söze girdi "hoş geldin doktor hanım ben hemşire Murat. Merak etme sen buraya alışana kadar biz arkandayız, yabancılık çekmene asla izin vermeyiz." diyerek içimi rahatlattı.
Ekibin en genç üyesi olan hemşire ise heyecanla kahve makinesinin başından ayrılıp aramıza katıldı. Mahcup ama son derece samimi bir ses tonuyla "aramıza hoş geldin Zerda bende ikinci hemşire Emre. Taze kahve hazırlıyordum tam, sana da bir bardak doldurayım hemen yol yorgunluğunu ve heyecanını atarsın." diyerek bana kahve uzattı.
Yeni meslek arkadaşlarımın bu kadar sıcak, koruyucu ve anlayışlı yaklaşımı karşısında gözlerim doldu. Bana ailemin sıcaklığını aratmayacak harika bir ekibe düştüğümü anladım, içimdeki tüm korku yerini huzura bıraktı.
"Zerda kızım çok heyecanlısın belli," dedi İsmail bey ""ilk görevin heyecanlanman çok normal ama zamanla buranın ritmine alışacaksın. Yine de dikkatli ol. burada çok fazla erkek asker var, tek tük kadın görevli dışında karakoldaki tek kadın doktor sensin. sapkınlık yada saygısızlık yapmaya kalkan olursa hiç çekinme hemen bana bildir." dedi "tabi İsmail bey, çok teşekkür ederim tecrübeleriniz için" dedim içten bir şekilde gülümseyerek.
kahvelerimizi yudumlayıp biraz daha sohbet ettikten sonra saat öğleden sonrayı gösteriyordu. Telefonuma gelen mesajı görünce, bardağı masaya bırakıp hafifçe doğruldum ve ekibe dönerek, "Arkadaşlar, eşyalarım lojmana gelmiş; artık gidip onları yerleştirmem gerekiyor," dedim.
İsmail Bey hemen başını sallayıp gülümseyerek, "Yalnız başına ne yapacaksın o kadar koca koliyi, yükü kızım? Biz buradayız, seni yalnız bırakacak değiliz ya!" dedi. Murat hemşire ise kahvesini tek yudumda bitirip ayağa kalktı ve muzip bir gülümsemeyle, "Aynen öyle doktor hanım. Bizimle çalışıyorsan aile oldun demektir, eşya taşımak bizim işimiz," diye ekledi. Emre de heyecanla yerinden fırladı, "Hadi durmayın, gidelim hemen!" diyerek önden kapıya yöneldi.
Lojmanların önüne geldiğimizde Murat abi, bahçedeki çardağa oturmuş dinlenen birkaç askere el sallayarak seslendi " komutamın bi bakabilir misiniz? " askerler ayaklanıp yanımıza geldiklerinde yük kamyonuna kısa bir bakış atıp "yardım mı lazım abi " dedi " Yeni doktor hanımın eşyalarını taşıyoruz, el atın hele!" dedi Murat abi
Askerler hiç sorgulamadan hemen kamyonun yanına gidip eşyaların inmesine yardım etmeye başladılar, Murat abi bana dönüp "kardeşim sende önden git kapıyı aç eşyaların nereye koyulacağını söyle" deyince teşekkür edip koşar adım ikinci kattaki daireme çıktım. kapıyı açtığımda temiz deterjan kokusu beni karşıladı, ailemle geldiğimiz de babamlar bir temizlik şirketiyle konuşup ben gelmeden temizletmişlerdi evi.
Emre elindeki büyük koliyi taşırken nefes nefese kalmış bir şekilde "bu koliyi nereye bırakılacak Zerda" dediğinde onu mutfağa yönlendirdim, ben gelen eşyaları yerleştirirken yavaş yavaş diğer eşyalarda gelmeye başladı.
Askerlerden biri kucağındaki ağır koliyi dikkatlice salona bırakırken, benim kolilerden birini kaldırmaya çalıştığımı görünce " doktor hanım siz hiç yorulmayın, biz hepsini hallederiz ne yapılacaksa bize söyleyin biz yapalım" diyerek sıcak bir tebessümle önüme geçip kaldırmaya çalıştığım koliyi alıp mutfağa götürdü.
Akşama doğru bütün iş bittiğinde herkes bahçede ki çardakta oturmuş dinlenirken hazırladığım çayı alıp aşağıya indim. Çardağa geldiğimde Emre hemen ayağa kalkıp elimdekileri alırken Murat abi "kızım ne zahmet ettin, yeni taşındın daha uğraşmasaydın hiç" dedi.
mahcup bir şekilde çayları doldururken "olur mu öyle şey abi, o kadar çalıştınız yardım ettiniz bir yemek bile hazırlayamadım bari bu kadarını yapayım" "sağ ol kızım eline sağlık , sende yoruldun geç otur" dedi İsmail bey babacan bir tavırla. Yardıma gelen askerlerle de tanışıp kaynaşmıştık, burada ki herkes çok sıcak kanlı arkadaş canlısıydı.
Çaylar içilip sohbetler edildikten sonra herkes evine dağıldı. Evimde ki son dokunuşları da yaptıktan sonra yatağa girip huzurla gözlerimi kapattım.