Bölüm 3 / 24
Kapı
Çantamı almak için masama döndüm. Elim çantanın sapındaydı ki gözüm masanın üstündeki bir şeye takıldı. Bir anahtar.
Az önce orada değildi. Yoktu, eminim. Eski, pirinç bir anahtardı ve üstünde elle kazınmış bir rakam vardı. 13.
Arkama döndüm. Kuzey hâlâ koridorun başındaydı. Anahtarı oraya o koymamıştı; yerinden hiç kıpırdamamıştı. Peki bu anahtarı buraya kim koymuştu? Ve ne zaman? Ellerim buz gibiydi. Bu anahtar bir davetti. Ya da bir tuzak. İkisinin de aynı şey olabileceğini hayatım bana çoktan öğretmişti. Kuzey yavaşça yanıma yürüdü.
"O anahtarı cebine koy ve unut," diye fısıldadı; dudakları kulağıma değecek kadar yakındı. İçimden geçen ürperti korkudan mıydı, yoksa üç yıldır hissetmediğim o başka şeyden mi, ayırt edemedim. "Yoksa," dedim aynı alçak sesle, ona dönerek, "ne olur?" Aramızdaki mesafe bir nefeslik kalmıştı.
Cevap vermedi. Sadece bir adım geri çekildi ve aramıza yeniden o soğuk mesafeyi koydu. "Karar senin," dedi. İlk kez bana "siz" demiyordu. "Ama şunu bil: o kapının arkasında bulacağın şey, bir daha eski hayatına dönmene izin vermez."
Kapıyı açacak mısın?